Brazilian Jiu Jitsu’nun Kısa Tarihi

Ultimate Fighting Championship (UFC) ve ONE Championship gibi MMA şampiyonlarının artan popülerliğiyle birlikte, özellikle son 10 yıldır BJJ de çok daha geniş bir kitle tarafından tanınmaya başladı. Kimine göre MMA’in yalnızca bir parçası gibi görünse de, Brazilian Jiu-jitsu tarihi oldukça eskiye dayanan köklü bir disiplin. Bu makalemizde, ülkemizde de oldukça merak edilen BJJ tarihçesini, ilk adımlarından başlayarak, günümüze kadar anlatacağız. Bu, Hindistan’da başlayıp Japonya’ya uzanan, ardından Brezilya’ya, oradan ABD’ye ve Türkiye’de dahil tüm dünyaya yayılan bir hikaye… 

Jiu-Jitsu’nun ataları: Budist rahipler ve samuraylara selam olsun

BJJ hikayesinin başlangıcı, Hindistan’daki Budist rahiplerle ilişkilendiriliyor. Budizmin tüm Asya’ya yayılmasıyla, Japonların bu rahiplerin yöntem ve anlayışlarını alıyorlar. Günümüzde Japon Jiu-Jitsu’su ile bizlerin de uygulayıcısı olduğu Brazilian Jiu-Jitsu arasındaki bağlar oldukça zayıflamış durumda olsa da, kökler dendiğinde lafa rahipleri ve samurayları anarak başlamak gerekiyor. Erken dönem Jiu-Jitsu pratikleri savaş meydanında kullanılmak üzere 19. yüzyılda Japon samuraylar tarafından geliştirildi. Normalde silahlı ve at üzerinde savaşan bu samurayların amacı, zeminde ve silahlarını kaybetmiş biçimde kaldıklarında da dövüşmeyi sürdürebilecek yöntemler bulmaktı. Samuraylar kullandıkları ağır zırhlar nedeniyle, darbeye dayalı tekniklerdense, günümüz grappling disiplinlerinin de temelini oluşturan boğma, eklem kilitleme, yere atma gibi teknikleri daha kolaylıkla kullanabiliyorlardı. Bu ihtiyaçlardan doğan teknikler Japon Jiu-Jitsu’sunun oluşmasının önünü açtı.

Mitsuo Maeda ve Judo ile atılan kökler

Zaman içerisinde, Japon Jiu-Jitsu’su farklı stillerden oluşan dallara ayrıldı. Her bir stil belli köşeleri sahiplendi. Bununla birlikte Jigoro Kano isimli bir geleneksel Japon Jiu-Jitsu’su öğrencisinin en az gayretle en etkin sonuçları almayı hedefleyen tekniği, diğerlerinin arasından sıyrıldı.  Jigoro Kano 1882 yılında Kodokan isimli bir dövüş sanatları okulu açtı. Kano’nun öğretisi daha sonraları Judo olarak anılmaya başlanacaktı. Onun yöntemindeki eşsiz nokta, BJJ jargonunda da roll etmek olarak geçen, antrenman maçlarını sürece dahil etmesiydi. Randori olarak da bilinen bu yöntem Kano’nun öğrencilerinin, atma, düşürme, kilitleme ve boğma gibi teknikleri, onlara canlı şekilde direnç gösteren rakiplerine karşı pratik etmesine imkanı sunuyordu. Judo’nun bu özelliği, dönemin antrenman felsefesinden temel biçimde ayrılmasına neden oldu. 

Mitsuo Maeda’nın özelleşen tekniği

Judo disiplininin ortaya çıkmasından yaklaşık 30 yıl sonra, Kano’nun öğrencileri arasında yer alan Mitsuo Maeda bu kez spora farklı bir yön verecekti. 1894 yılında Kodokan’da eğitim almaya başlayan Mitsuo Maeda, Kano’nun en iyi öğrencilerinden biriydi. Atma ve yere düşürme tekniklerinde kendini en iyi şekilde geliştirmiş olan Maeda’nın kendine has özelliği ise, newaza olarak da bilinen yer dövüşündeki performansıydı. Maeda’nın hayatındaki bir dizi olay, dünyanın en etkin yer dövüşü sanatı BJJ’in ortaya çıkmasına yol açacaktı.

Gracie Ailesi ve Brazilian Jiu-Jitsu’nun doğuşu

Maeda 1914 yılında Brezilya’ya gitti. Burada Gastão Gracie isimli bir iş insanı ile arkadaş oldu. Gracie, o dönemde genç bir çocuk olan oğlu Carlos’u öğrencisi olarak kabul etmesi için Mitsou Maeda’dan ricacı oldu. İkili 6 yıl boyunca newaza stilinde judo antrenmanları yaptılar. Bu sürenin sonunda ailesinin Rio’ya taşınma kararıyla, Carlos Gracie de Maeda ile olan antrenmanlarına veda etmek zorunda kaldı. Fakat hırslı ve iyi bir öğrenci olan Carlos, Maeda’dan öğrendiği teknikleri başkalarına da öğretmek istiyordu. Bir noktada, edindiği bilgileri kardeşleriyle de paylaşmaya başladı. Ancak kardeşlerin en minyon ve güç bakımından en zayıf olanı Hélio söz konusu teknikleri uygulamada sıkıntılar yaşıyordu. Bunun üzerine Gracie kardeşler mevcut teknikler üzerinde çeşitli düzenlemeler yapmaya başladı. Japon Jiu-Jitsu’sunun atma ve düşürme üzerine kurulu teknikleri dönüşerek, yerde mücadele, boğma ve pes ettirmenin ön plana geçtiği şekilde evrimleşti. Bu şekilde, boyut ve güç fark etmeksizin herkes tarafından kullanılabilecek daha saf bir teknik ortaya çıktı. İşte bu inovasyonlar neticesinde Brazilian Jiu-Jitsu doğmuş oldu. 

İlk BJJ okulu ve kendini kanıtlama dönemi

1925 yılında Rio’da Gracie ailesi tarihin ilk Jiu-jitsu okulunu açtı. Academia Gracie de Jiu-Jitsu ismiyle açılan okulda, çok sayıda öğrenci yetiştirdi. Yıllar içerisinde Gracie ailesi ve öğrencileri sayısız maça ve turnuvaya katıldı. Farklı dalları icra eden dövüşçülerin karşısına geçen Gracie ailesi ve onların yetiştirdiği öğrenciler, bu müsabakalarda nadiren yeniliyordu. Zamanın şampiyonlarına meydan okuyan, kendinden çok daha iri ve güçlü rakipleri pes ettiren bu sporcular, BJJ tekniğinin belli bir itibar kazanmasını sağladı. Ayrıca bu şekilde sürekli teste tabi tutulan BJJ, güreş ve diğer grappling sporlarının kimi kısımlarını bünyesine katarak hiç durmadan evrimleşti, gelişti ve bugünkü anladığımız halini aldı.  Gracie’lerin turnuvalardaki başarıları, küçük ebatlı adamların iddialı dövüşçüleri pes ettirmesi ve sporun giderek gelişmesi kulaktan kulağa yayılmaktaydı. Ancak BJJ ismi Hélio’nun oğlu Rorion’un Amerika Birleşik Devletleri’ne göç etmesine kadar Brezilya dışında neredeyse hiç duyulmamıştı. Yine bir yolculukla başlayan bu ikinci kırılım noktası, artık dövüş sanatları dünyasına herkes tarafından kabul görmüş ve teknik bakımdan olgunluğa erişmiş yepyeni bir dal kazandıracaktı.

UFC’nin ortaya çıkışı ve dünya tarafından tanınması

Rorion ABD’ye göç ettiğinde 1970’lerin sonlarıydı. Ailesinin geliştirdiği BJJ sporunu daha geniş kitlelere yaymak için sabırsızlanıyordu. Brezilya’da kendisine ve ailesine sayısız başarı getiren müsabakalardan aldığı ilhamla, BJJ’in etkinliğini göstermek için bir dövüş sanatları turnuvası düzenledi. Bu turnuvaya Ultimate Fighting Championship (UFC) ismini verdi.  İlk kez 1993 yılında oynanan UFC’de oldukça az kural vardı. Farklı dövüş sanatlarını icra eden sporcular katılabiliyor, her gece bire birde tek maç oynanıyor ve kaybeden eleniyordu. Rorion UFC’nin bu şekilde BJJ isminin hak ettiği yere gelmesine ön ayak olacağına emindi.   Rorian BJJ temsilcisi olarak turnuvaya en genç kardeşi Royce’u soktu. Royce’un zayıf ve gösterişsiz fiziğine rağmen elde edeceği şampiyonluk, BJJ’in etkinliğini dünyaya göstermek için mükemmel bir örnek olacaktı. Gerçekten de Royce turnuvada adım adım ilerlemeye başladı. Tüm rakiplerini yenmesi önce rakiplerin kendisini sonra da elbette ki izleyicileri şaşkına düşürmüştü. İşin sırrı doğru tekniklerde ve fizik kurallarını zayıf görünümlü rakibin hizmetine veren kaldıraç prensibindeydi. Royce bu şekilde sonraki UFC turnuvalarını da kazandı. Başarıları dünyanın dört bir yanından dövüş sanatları meraklısının BJJ etrafında toplanmasına vesile oldu. Böylece yüzyılı aşkın süredir gelişimini sürdüren BJJ, alanında bir devrim yaratarak tüm dünyaya yayıldı.

Türkiye’de BJJ ve ilk soyun başlangıcı

Türkiye’deki ilk BJJ kulübü, hocamız Burak Değer Biçer tarafından 2010 yılında kuruldu. O kulüp, bu satırları sayfasında okuduğunuz Corvos Combat’tan başkası değil. Corvos Combat bugüne kadar** 500’ten fazla sporcuya BJJ ve MMA alanında eğitim verdi. Türkiye’de bu alanlarda pek çok ilke imza atılmasını sağladı. Son olarak Türkiyede düzenlenen ilk ADCC turnuvasını organize etti.  Burak Değer Biçer hocamız aynı zamanda Türkiye’de ilk BJJ soyunu başlatan, yani bir siyah kuşak olarak bir diğer dövüşçüye siyah kuşak veren ilk kişi olma özelliğine sahip. Biçer, kendi siyah kuşağını ise, 2012 yılında, modern BJJ efsaneleri içerisinde gösterilen Ricardo Vieira’dan aldı. Hocamızın lineage’ı, yani soyu ise şu şekilde: Mitsuyo Maeda > Carlos Gracie > Hélio Gracie > Rolls Gracie > Romero Cavalcanti > Ricardo Vieira > Burak Değer Biçer Türkiye’de BJJ alanında daha gitmek istediğimiz çok yol var. Siz de bu spora başlamayı arzuluyor veya BJJ disiplini ile ilgili bilgilerinizi pekiştirmek istiyorsanız, Burak Değer Biçer Hoca’nın seçmiş olduğu videolara göz atabilirsiniz. Daha fazla bilgi edinmek ve BJJ antrenmanlarına katılmak için ise, bizleri 0(539)5934040 numaralı telefonumuzdan arayabilir, Zincirlikuyu’daki yeni akademimizi ziyaret edebilirsiniz.