MMA’in Kısa Tarihi

Dövüş sanatlarının olağanüstü dünyasına bir kez girdiğinizde, bu alandaki fiziksel yetkinliğinizin yanı sıra, kendinizi bilgi anlamında da geliştirmeniz gerekir. Bizler de blog sayfamızdaki makalelerimizle, dövüş sanatlarıyla ilgili ek bilgiler edinmek isteyen öğrencilerimize ve dövüş meraklılarına yeni birer pencere açmaya çalışıyoruz. Dövüş sanatlarındaki ilkler, dönüm noktaları, efsane isimler ve iz bırakan anlar gibi bilgileri derleyerek sizlere sunuyoruz. Bu makalemizde de, MMA’in kısa tarihini sizlerle paylaşmak istedik.

MMA, yani Karma Dövüş Sanatlarının kökeni oldukça eskiye dayanıyor. M.Ö. 7. yüzyılda düzenlenen Olimpiyat Oyunları’na dahil olan Pankreas (Pankration) adındaki spor, karma dövüş sanatlarının atası olarak kabul ediliyor. Pankration, Yunanca’da “tüm” anlamına gelen “Pan” ile güçler anlamına gelen “Kratos” kelimesinden türetilmiş bir kelime. Bu spor, Helenik boksun güreş ile olan kombinasyonundan oluşmaktaydı. O dönem karşılaşmalarda yalnızca iki kural bulunuyordu: Rakibi ısırmamak ve gözlere zarar vermemek. Karşılaşmalar taraflardan birinin yenilgiyi kabul etmesi veya bilincini kaybetmesi ile bitirilirdi fakat bazı durumlarda dövüşçülerden birinin veya ikisinin ölümüyle son bulurdu. Kullanılan teknikler arasında yumruk, eklem kilidi, fırlatma teknikleri, dirsek ve diz vuruşları bulunurdu. Efsaneye göre Büyük İskender M.Ö. 4. yüzyılda büyük bir bölümünü Pankreas dövüşçülerinden seçerek kurduğu ordusuyla Hindistan’ı fethetmiştir ve günümüzde kökeni Asya olarak kabul edilen tüm savaş sanatlarının doğuşu da Büyük İskender’in fetih dönemine denk gelmektedir.

Bununla birlikte modern zamanlardan bahsederken, MMA’in tarihinde BJJ’e değinmek mecburidir. İskender’den daha yakın bir tarihe, 1900’lü yılların başına gelelim. Bu dönemde Gracie ailesi Brazilian Jiu Jitsu ile tüm dünyaya meydan okuyordu. Aile, “En üstün dövüş sanatı hangisidir” sorusunun yanıtının BJJ olduğunu defalarca kanıtlamıştı. Brezilya’da karşı karşıya geldikleri dövüşçüler, onları durdurmak adına birkaç savaş sanatını kombine etmek durumunda kaldı ve “Vale Tudo” olarak anılan dövüş sporunun doğmasını tetikledi. Bu karşılaşmaları Amerika Birleşik Devletleri’ne taşıyan Gracie ailesi, resmi formatta düzenlenen ve günümüzde izlenme sayısı ile Moto GP’yi geride bırakan The Ultimate Fighting Championship’in kurulmasına neden oldu.

1993 yılında ilk bölümü düzenlenen UFC, kilo ve zaman kısıtlaması bulunmayan karşılaşmalardan oluşuyordu. Burada da izin verilmeyen yegane hareketler tıpkı milattan önceki yıllarda olduğu gibi göz oyma ve rakiplerin ısırılmasıydı. Dövüşler hakemin durdurması, yani nakavt veya sözlü/hareketli olarak bildirilen teslimiyet ile sona eriyordu. “Brazilian Jiu Jitsu’ya karşı tüm savaş sanatları” başlığıyla start alan bu turnuvada Gracie ailesini ve Brazilian Jiu Jitsu’yu temsilen Royce Gracie kafese girerek karşısına çıkan ve çeşitli diğer disiplinlerde kendilerini kanıtlamış tüm rakiplerini pes ettirerek BJJ’nin üstünlüğünü tekrar tüm dünyaya gösterdi.

Son birkaç 10 yılda dövüş sanatlarına olan ilginin artmasıyla, karışık stil karşılaşmalar da daha sık uygulanmaya başlandı. ABD’deki o ilk UFC’nin ardından, dünyanın dört bir yanında giderek daha farklı ve çok sayıda organizasyon düzenlenmeye başlandı. Bu yarışmalarda rakipler birbirlerinin disiplinini görerek öğrendi ve kendi beceri setlerine bunları da eklemeye başladı. Örneğin bir kick-box sporcusu, bir BJJ dövüşçüsüyle yarıştığında, yere indirme konusunda daha fazla uzmanlaşması gerektiğini anlayarak antrenmanlarına BJJ tekniklerini de dahil etti. Bu gibi örneklerle birlikte, MMA günümüzdeki halini aldı.

 

MMA’in yanı sıra, BJJ’in tarihini de merak ediyorsanız, Brazilian Jiu Jitsu’nun Kısa Tarihi makalemize göz atabilirsiniz. Merak ettiğiniz ve kaleme almamızı istediğiniz diğer konuları ise bizlere e-mail göndererek bildirebilirsiniz.